25 Ağustos 2011

18. Altın Koza Film Festivali Programı

      17 - 25 Eylül tarihleri arasında düzenlenecek olan Adana Altın Koza Film Festivali her zamanki gibi bu sene de kapsamlı bir programla karşımızda olmaya hazırlanıyor. Festival kapsamında ilk defa bu yıl düzenlenen 1. Uluslararası Altın Koza Sinema Kongresi'nde  bildiri sunmak için bendenizin de hazır ve nazır buluncağı festivalle ilgili izlenimlerimi paylaşmak için sabırsızlanıyorum. Altın Koza'nın bu yılki onur konukları Kadir İnanır, Nebahat Çehre ve yönetmen Ali Özgentürk. Nuri Bilge Ceylan'ın ödüllü filmi Bir Zamanlar Anadolu'da nın Türkiye prömiyerini gerçekleştireceği festivalde Woody Allen'ın Midnight in Paris filmini de izleme fırsatı bulacağız.
      Festivalde ulusal ve uluslararası olmak üzere yaklaşık 300 film gösterilecek. Dünya Sineması, Benim Asyalıyım Ben Afrikalıyım ve Fipresci: Arap Yönetmenler başlıklı gösterim bölümleri ise özellikle dikkat çekiyor.
       Festival kapsamındaki Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nın jüri başkanlığını üstlenen isim ise çok sevdiğim bir yönetmen; Derviş Zaim. Diğer jüri üyeleri ise Beste Bereket, Bülent Vardar, Ebru Ceylan, Selim Demirdelen ve Yekta Kopan. Festivalde yarışacak olan filmler ise şöyle: 

Aşk ve Devrim (F. Serkan Acar)
Beni Sev (Ali Özgentürk)
Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi (Onur Ünlü)
Eylül (Cemil Ağacıkoğlu)
Gelecek Uzun Sürer (Özcan Alper)
Kadife / Büyük Ana (Erdoğan Kar)
Kaybedenler Kulübü (Tolga Örnek)
Mar (Caner Erzincan)
Memleket Meselesi (İsa Yıldız, Murat Onbul)
Saklı Hayatlar (A. Haluk Ünal)
Simurg (Ruhi Karadağ)
Türk Pasaportu (Burak Cem Arlıel)
Vücut (Mustafa Nuri)
Yurt (Muzaffer Özdemir)

9 Ağustos 2011

Grease Soundtrack

        Nostaljik ve sıcak bir aşk hikayesi, eğlenceli şarkılar ve filinta gibi bir John Travolta. İşte size Grease'i sevmek için üç neden. Sıcaklardan mayışıp, keyifli bir film izlemek istiyorsanız tam bir yazlık film. Buyrun bu da benim en sevdiğim sahnelerden biri.



      

4 Ağustos 2011

Harry Potter ands Deathly Hallows Part II


        not: Bu yazı filmin sürpriz gelişmelerini ele vermektedir.

İtiraf ediyorum, hiçbir zaman Harry Potter serisinin fanatiği olmadım. Hiçbir kitabını okumadığım gibi serinin 7 filmini de sinemada değil, gösterim tarihinden çok zaman sonra dvd’de seyrettim. Demek istediğim benim için Harry Potter serisi bir sonraki filmi heyecanla beklenen bir seri mertebesinde hiç olmadı. Nedenler muhtelif. Öncelikle sadece bir çocuk filmi olduğu için dudak büktüm. Ayrıca bol efektli, klişelere dayalı, sonu baştan belli gişe canavarlarına -burun kıvırmasam da- her zaman biraz mesafeli durmuşumdur. Ne zaman ki seriye muhteşem insan Gary Oldman katıldı işte o zaman bendeniz Harry Potter filmlerine ilgi duymaya başladım.
Her neyse bu uzun itiraf paragrafından sonra gelelim Harry Potter and the Deathly Hallows Part 2’ya. Bu sefer üşenmedim ve parayı bastırıp sinemada izledim serinin veda filmini. Harry ve kankalarının büyümesine paralel olarak her yeni filmin biraz daha karanlık ve yetişkinlere yönelik olmaya başlamasının da bu kararımda etkisi oldu tabi. Kitaplarını okumadığımı söylemiştim, bu yüzden filmin (ve diğer 7’sinin) kitapla ne kadar benzerlik ya da benzemezlik taşıdığı üzerine fikir yürütmem mümkün değil. Filmi kendi içinde değerlendirdiğimde ise efektlerin göz alıcı, aksiyonun bol ve klişelerin eksiksiz olduğunu söylemek mümkün. Dediğim gibi kitaptan bihaber olduğum için filmin sonunda kim ölecek kim kalacak bilmesem de tahmin etmek zor olmadı. Ama ne yalan söyleyim Harry ve Voldermort arasındaki düellonun daha heyecanlı, daha zorlu, daha çekişmeli daha daha olmasını beklerdim. Hogwarts’ın nerdeyse yerle bir olduğu savaş sahneleri ise (Lord of the Rings kadar olamasa da) bence başarılıydı.  
Filmin ana karakterleri –adeta elimizde büyüdüler- Harry Potter ve kankaları Hermione ile Ron’un ilişkileri bu son filmde nedense bende Kavak Yelleri tadı bıraktı. Biliyorum hiç benzerlik yok ama izlerken aklıma geliverdi işte. Üstelik filmin sonlarına doğru Harry’nin “Voldemort’un ölmesi için önce benim ölmem gerekiyormuş, böyle talihin taa..” minvalindeki açıklamalarına bile adamakıllı tepki vermeyen kankalığı da buradan kınıyorum.  
Söz karakterlerden açılmışken serideki en sevdiğim karakterin (hayır Sirius Black değil) ölmesi ve üstelik pek acıklı bir hikayesinin olması da beni pek duygulandırdı. Son 7 film boyunca kendisinin göründüğü sahneleri daha bir ilgiyle izlemiş ve Voldemort taraftarı olmadığını, aslında gizliden gizliye Harry’i koruduğunu hissetmiştim. Evet, Severus Snape’den bahsediyorum. Böylesine gizemli, karizmatik ve önemli bir büyücünün Voldemort tarafından kolayca harcanması ise çok ağrıma gitti, söylemeden geçemeyeceğim.

Vee son olarak filme dair bahsedilmesi gereken en önemli sahne tabi ki finali. Ama Harry ve Voldermort mücadelesini kastetmiyorum. Her şey bittikten 19 yıl sonrasını gösteren ve hiç göstermemiş olmalarını dilediğim o tren garı sahnesi sizi temin ederim beni sinemadan soğutmaya yetebilirdi. Sen kalk elindeki son moda efektlerle yok ejderhadır, yok ölüm yiyendir, basilisktir yap, ama 4-5 tane ergeni 19 yıl yaşlandırmayı becereme. Olacak iş değil. Bizim Yeşilçam’da bile daha iyisini yapıyorlarmış.
Hollywood çok para getiren bir film serisini daha sonlandırdı, dört gözle sıradakileri bekliyoruz. İster misiniz bundan birkaç sene sonra “Harry Potter’ın Oğlu” diye film yapsınlar J

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...