22 Ekim 2011

In the Land of Blood and Honey Trailer

     Angelina Jolie'nin aslında yetenekli bir oyuncu olduğunu (bkz: Girl, Interrupted ve Changeling) ama klişe aksiyon filmlerinde (bkz: Wanted ve Salt) rol alarak kariyerine zarar verdiğini düşünmüşümdür her zaman. Kendisi yönetmenliğe de el attı ve Bosna'daki içsavaş sırasında geçen bir hikayeyi anlattığı filmi yakında gösterime girecek. Takip edenler hatırlar, film daha çekim aşamasında pek çok tartışmaya yol açmıştı. Gösterimden sonraki tartışmalar ise Jolie'nin yönetmenliğinin de oyunculuğu gibi kötü olduğu yönünde mi olacak yoksa beni mi haklı çıkaracak bekleyip göreceğiz. 


9 Ekim 2011

Kadınların En Çok Özendiği Film Karakterleri


Hepimizin başına gelmiştir. İzlediğimiz bir filmdeki karakteri, onun özelliklerini, başından geçenleri kendimize, kendi yaşadıklarımıza benzetir ve bu yüzden onu çok severiz. Filmi en az yüz kere izledikten sonra diyalogları bile ezberleriz. Bu arada bilgisayarımızı çoktan o karakterin fotoğrafı süslemeye başlamıştır ve sanal ortamlardaki nickname'imiz artık o karakterin ismi olmuştur. Geçen gün bunları düşünürken kadınların en çok özendiği film karakterlerinin kendimce ufak bir listesini yapmaya karar verdim. İşte aklıma ilk gelenler:

Briget Jones: Yalnız, biraz sarsak, fazla kilolarından muzdarip ve platonik bir aşık. Briget Jones'un romanı ilk çıktığında çok büyük bir okuyucu kitlesi kazanmıştı, dolayısıyla beyazperdeye aktarılması da gecikmedi. Şehirli, çalışan kadınlar için çok tanıdıktı Briget'ın kilo verme ve sevgili bulma konusundaki sorunları, hatta tıpkı kendilerini izlemek gibiydi. Ne de olsa her kadın hayatında en az bir kez mutlaka Daniel Cleaver gibi kendisini üzme potansiyeline sahip birine, başka bir deyişle yanlış erkeğe aşık olur, sonrasındaysa Mr. Darcy gibi mükemmel bir erkeğin karşısına çıkacağı hayalini kurar. 




Carrie Bradshaw: Altı sezon süren Sex and the City dizisi şehirli, kariyer sahibi, evlenmeyi isteyen ama bir türlü doğru erkeği bulamadığından şikayetçi kadınların favori dizisiydi. Alışverişe ama en çok da ayakkabıya düşkün, aşk ilişkilerinde sürekli başarısızlık yaşayan Carrie Bradshaw hem stil hem de hayat tarzı olarak pek çok kadına ilham verdi. Böyle bir dizi karakterinin sonunda sinemaya transfer olması da kaçınılmazdı. Şık bir restorana gittiğinizde çevrenize bir bakın; yan masanızdaki modaya uygun giyinmiş, alışveriş paketleri boş bir sandalyeye yığılmış, erkekler hakkında kaynatırken içkilerini yudumlayan 30’lu yaşlarındaki kadınlar topluluğunda Carrie Bradshaw ruhunu göreceksiniz.

Amelie Poulain: Romantik, muzip ve düşünceli Amelie’nin hikayesi gösterildiği dönemde pek çok kadını kalbinden yakaladı. İzleyenler izlemeyenlere şiddetle tavsiye ettiler, hatta “kız kıza oturmalar”da en çok izlenen filmler listesinde uzun süre başı çekti Amelie. Ne de olsa kendisi mucizelere inanmanın, güzel rastlantıların ve romantik kavuşmaların vücut bulmuş haliydi.



Mia Wallace: Tarantino’nun filmlerindeki hemen her karakter, pek çok sahne ve o sahnelerdeki müzikler bir akım yaratmaya yetiyor ancak Pulp Fiction’da Uma Thurman’ın canlandırdığı Mia Wallace’ın seyirciler üzerindeki etkisi bir başka oldu. Saç modeli, yürüyüşü, dansı, konuşması ve tabi ki sigara içişi sadece erkekleri değil kadınları da hasta etmeyi başardı. Sanal ortamda bir sürü kızın dış görünüşünü Mia’ya benzetip, elinde sigara ile poz verdiği fotoğraflarına rastlamak inanın hiç zor değil.




Holly Golightly: 1961 yapımı Breakfast at Tiffanys’in üzerinden 50 yıl geçti ama Audrey Hepburn’un yarattığı siyah dar elbise, geniş güneş gözlükleri ve uzun ağızlıklı sigara modası hiç geçmedi. Partiden partiye gezip, pencere pervazında Moon River söyleyen, değişen ruh haliyle yakışıklı komşunun aklını başından alan Holly kadınlar için uzun bir süre daha rol modeli ve stil ikonu olarak kalmaya devam edecek gibi görünüyor.       
   
Clementine Kruczynski: Bir başka kült film daha. Bu filmi Facebook'ta favorileri arasına eklemeyenleri dövüyorlarmış haberiniz olsun. Eternal Sunhine of the Spotless Mind zekice yazılmış senaryosu ve doğal oyunculuklarıyla olduğu kadar; kalbi kırık ya da sevgiliye mesaj derdindeki kızlarımızın duygularına tercüman olduğu için de bu kadar sevildi. Clementine ise saç modeliyle değil belki ama "Too many guys think I'm a concept, or I complete them, or I'm gonna make them alive. But I'm just a fucked-up girl who's lookin' for my own peace of mind; don't assign me yours" veciz sözüyle hatırı sayılır bir hayran kitlesi edindi.

Marla Singer: Kült film Fight Club'ın üzerinden yıllar geçti, ama filmin femme fatale'ı Marla'nın etkisi hala sürüyor. Siyahlar içinde, gözlerini kopkoyu boyamış ve elinden sigarasını düşürmeyen çakma Marla'ları film ilk çıktığında çevremizde daha çok görmekle birlikte, kendisini "arızalı" addeden pek çok kızımız Tyler Durden'ın arzu nesnesi Marla Singer'ı idol olarak görmeye devam ediyor.



3 Ekim 2011

Türk Usulü E.T. Denemesi, Huzurlarınızda Homoti!

    Hollywood'da büyük fırtınalar koparmış filmlerin taklitleriyle dolu bir tarihi var Türk Sinemasının. Süpermen Dönüyor (Superman), Şeytan (Exorcist), Vahşi Kan (First Blood/Rambo), Badi (E.T.) en bilinen örneklerden. Ama bir örnek daha var ki tamamen akıllara ziyan: Spielberg'in yarattığı uzaylı kahraman E.T.'nin Türk usulü bir başka taklidi Homoti. Müjdat Gezen'in hem yazıp hem yönetip hem de oynadığı Homoti için fazla söze gerek yok, filmden kısa bir sahne herşeyi anlatmaya yetiyor:


2 Ekim 2011

Horrible Bosses: Patronlara Ölüm!

    Siz hiç patronunuzu öldürmek istediniz mi? İtiraf ediyorum ben istedim. Bu yüzden Horrible Bosses filminin daha afişini gördüğüm gün "işte bu benim filmim" dedim. Ve gerçekten de son zamanlarda izlediğim en eğlenceli ve başarılı filmlerden biriydi. Konu basit: üç yakın arkadaş kendilerine hayatı zindan eden patronlarını öldürmeye karar veriyorlar. Ancak bunun için tuttukları, daha doğrusu tuttuklarını sandıkları kiralık katil, bir cinayet danışmanından öteye gidemeyince iş başa düşüyor. Bundan sonrası tahmin edileceği gibi bir sürü aksilik, talihsizlik ve yanlış tesadüfler üzerinden ilerlese de yaratıcı espriler ve üç kafadarın enerjisinden beslenen komik geyikler filmin en büyük artılarından.
      Artı demişken dayanılmaz patron rollerindeki muhteşem oyunculara değinmeden geçmek olmaz. Kıl, psikopat ve gıcık ya da filmdeki deyişiyle "total fucking asshole" Dave Harken rolünde Kevin Spacey bir harika. Nemfoman tacizci patronu canlandıran Jennifer Aniston ise romantik-komedilerdeki cici kız rollerine zıt bir karakterde de gayet başarılı. Filmin buradaki tek sorunu Jennifer Aniston gibi biri tarafından taciz edilmenin özellikle erkek izleyiciler tarafından pek de rahatsız edici bulunmaması olabilir. Öldürülesi üçüncü patron olarak Colin Farrel ise tam anlamıyla döktürmüş. Hafif göbeği, comb over saç modeli (bkz: Donald Trump) ve itici bakışlarıyla Farrel'ın kendisi bile filmi izlemek için yeterli gelebilir.


       Sadece yukarıda bahsettiklerim değil, filmdeki tüm oyuncular çok yetenekli aslında. Jason Bateman, Charlie Day, Jason Sudeikis zaten dizilerden tanıdık olduğumuz isimler. Motherfucker Jones rolünde Jamie Foxx ise filmin bir diğer hoşluğu. Yönetmen Seth Gordon'un daha önceki filmlerini (Freakonomics, Four Christmases) izlemediğim için yorum yapamıyorum ama kendisinin bundan sonraki işleri için takipte olacağım.   


    Filmi çok sevdiğimi her satırda belli ediyorum, farkındayım. Hatta filmin, kapitalist iş dünyasında yükselmek, zam almak ya da en azından bir iş sahibi olmaya devam etmek için deliler gibi çalışan beyaz yakalılara çok çekici bir fantezi sunduğunu, ama bunun fazla ötesine gitmediğini de görüyorum. Ama Horrible Bosses'ın böyle bir derdi de zaten yok. Bel altı, ucuz ve klişe esprilere başvurmadan, izleyenin beynini gıdıklayan ve film bittikten sonra da hatırlayıp gülebileceğiniz esprilerle yaklaşık 1,5 saat boyunca hoşça vakit geçirtiyor o kadar. Filmin bir diğer hizmeti ise izleyenlerin kendi patronlarına şükredip, ertesi gün işe daha şevkle gitmelerini sağlamak olabilir.
    Benim patronuma ne mi olmuştu? Kendisine dayanamayıp istifa ettim ve bir hafta sonra onu kovdular. "Yazııık" demek için acele etmeyin, çünkü bu benim başıma iki kere geldi.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...