27 Eylül 2012

Pek Yakında: Cloud Atlas


     The Matrix efsanesinden sonra sessizliğe gömülen (Speed Racer isimli vasat çalışmalarını saymazsak) Wachowski Kardeşler sonunda tekrar yönetmen koltuğuna oturdu. Hem de yanlarına Lola rennt (Koş Lola Koş,1998), Perfume: The Story of a Murderer (Koku, 2006) gibi başarılı filmlerin yönetmeni Tom Tykwer'ı da alarak. İngiliz yazar David Mitchell'ın Cloud Atlas/Bulut Atlası isimli romanından uyarladıkları film 26 Ekim'de vizyona girecek ve ben de biraz heyecanlı ve biraz da tedirgin biçimde geri sayıma başladım. Heyecanlıyım çünkü kamera arkasındaki yönetmenlerin ortaklığı sonunda ortaya çıkacak olan işi merak ediyorum. Tedirginim çünkü Bulut Atlas'ı halihazırda beğenerek okumaktayım ve bu çok karakterli ve katmanlı romanın film halini görünce hayal kırıklığına uğramaktan korkuyorum. Altı farklı zaman diliminde, altı farklı karakterin birbiriyle bağlantılı hikayeleri okuyucu için akıcı ve zevkli bir deneyim sunuyor. Bu deneyimin çoğu kitap uyarlamasında olduğu gibi hezimetle sonuçlanmamasını umuyorum. Size de mutlaka Bulut Atlas'ını okumanızı öneririm.  
       Filmin oyuncu kadrosunda Tom Hanks, Halle Berry, Hugo Weaving, Jim Sturgess, Hugh Grant, Jim Broadbendt, Susan Sarandon gibi yıldızlar yer alıyor, hem de birden fazla karakteri canlandırarak. Merak edenler ve hala izlemeyenler için buyrun bu da fragmanı:

25 Eylül 2012

Toprağın Çocukları

      Türkiye'nin yakın tarihini anlatan ya da fona bu yakın tarihi yerleştiren filmlerin sayısı her geçen gün artıyor. Bu, Türk sineması adına sevindirici bir gelişme elbette ancak ne kadar yakın olursa olsun dönem filmi çekmek zor bir iş. Kısmen tarihi ve gerçek olayların ele alınmasındaki zorluk bir yana kostüm ve mekan  gibi işin sanat yönetimi kısmı da ayrı bir özen gerektiriyor. Ve tabi tüm bunlar da bütçeyle ilintili. 
      Toprağın Çocukları da az bütçeyle zor ama güzel bir işe kalkışarak çok önemli ve benzeri görülmemiş bir eğitim projesini, Köy Enstitüleri'ni anlatmaya çalışmış. Filmin aslında belgesel projesi olduğu ancak sonradan kurmaca film olarak çekildiği söyleniyor. Keşke belgeselde karar kılınsaymış da ortaya daha eli yüzü düzgün ve amacına ulaşan bir proje çıksaymış. Niyetim böylesine iyi niyetli ve naif bir filmi yerden yere vurmak değil ama izlerken sürekli göze batan ve bir yerden sonra iyice çekilmez bir hal alan noktalara değinmeden geçemeyeceğim. Bana göre filmin en büyük kusuru karşılıklı diyaloglardaki yapaylık. Karakterlerin hepsi sanki birer kütüphane yutmuş gibi kitap cümleleri ile konuşuyor ve bu durum filmin bütün doğallığını bozuyor. Diyaloglar böylesine didaktik olunca karakterlerin de müsamere oynuyormuş gibi bir havaya bürünmesi kaçınılmaz olmuş. Üstelik de Erkan Can, Türkü Turan ve Ufuk Bayraktar gibi oyunculardan bahsediyoruz. Senaryodaki boşluklar, içi boş karakterler ve filmin tamamına sinmiş "kör gözüm parmağına" şeklindeki mesaj kaygısı filmin ciddi ve dramatik havasını bozan diğer unsurlar. 


        Saydığım tüm bu eksiklikler yüzünden Toprağın Çocukları günümüzün apolitik gençlerine Köy Enstitüleri hakkında daha derinlemesine bilgiler verme, ilerlemeye ve aydınlanmaya yönelik her projenin cahil kafalar tarafından nasıl muhalefetle karşılandığını anlatarak günümüz Türkiye'sine de göndermeler yapma, en azından izleyenleri düşündürme gibi fırsatları ne yazık ki ıskalamış. Ancak her şeye rağmen yine de bir ilki denediği için cesur tavrı ve iyi niyeti dolayısıyla desteklenmesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum. 

18 Eylül 2012

American Horror Story

Korku türündeki filmleri pek sevmem. Bunun nedeni piyasadaki bol kanlı ve vahşet görüntülü kalitesiz korku filmlerine duyduğum sanatsal tiksintiden kaynaklanmıyor. Sadece izlerken korkuyorum, bu kadar basit bir sebebim var. Bu yüzden ne o çok popüler korku serilerini ne de pek beğenilen Uzak Doğu menşeili korku filmlerini izleyebilmiş değilim. Bir arkadaşım American Horror Story’i izlememi önerdiğinde de başta tereddüt ettim. Ama ilk bölümü izledikten sonra kalan 11 bölümü izlemeden durmak mümkün olmadı.
Fenomen dizi Nip/Tuck’ın yaratıcıları Ryan Murphy ve Brad Falchuk’un son projesi American Horror Story aslında son derece klişe bir perili ev hikayesine dayanıyor. Çatırdayan evliliklerine bir şans daha vermek için yeni bir yere taşınma kararı alan kahramanlarımız Ben ve Vivien, problemli ergen kızları Violet ile birlikte malum eve taşınıyorlar. Ev elbette tekin değil, keza komşuları da. Dediğim gibi çıkış noktası oldukça klişe olmakla birlikte hikaye ilerledikçe ve evin geçmişiyle birlikte yeni kahramanları da tanıdıkça gerilim dozu ve sürükleyicilik artıyor. Ayrıca hemen hemen her bölümde dizinin ismine nazire yaparcasına Amerika tarihindeki meşhur cinayetlere (örneğin Black Dahlia gibi) göndermeler mevcut. Şu sitede ise diziye ilham kaynağı olmuş kitap, film ve müziklerle ilgili bilgiler yer alıyor.
Dizinin ikinci sezonu ise farklı karakterlerle farklı bir öykü anlatacak. İlk sezon hayranlıkla izlediğim Jessica Lange’in yine kadroda olduğunu öğrenmek çok sevindirici oldu. Zachary Quinto ve Evan Peters da tekrar görebileceğimiz oyuncular arasında. Yeni isimler arasında ise Franka Potente, Joseph Fiennes, Chloe Sevigny ve canımız ciğerimiz Adam Levine yer alıyor ki izlemek için sabırsızlanıyorum. American Horror Story’i henüz izlememiş olanlar dizinin ekim ayında başlayacak ikinci sezonundan önce ellerini çabuk tutsunlar.
Bakınız bu da yeni sezon öncesi yayınlamış birkaç fragmandan bir tanesi:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...