6 Ocak 2012

Mission: Impossible - Ghost Protocol

Görevimiz Tehlike dizisini yıllar önce televizyonda doğru dürüst dizi yayınlanmadığı dönemlerde büyük bir zevkle izlerdim. Unutulmaz bir klasik haline gelen jenerik müziği, zor ve tehlikeli görevlerin üstesinden gelen beş kişilik ekibin maceralarıyla böylesine popüler olmuş bir dizinin beyazperdeye uyarlanması da çok gecikmedi tabi. İlk film 1996’da Brain De Palma gibi bir usta yönetmene emanet edildi ve serinin bana göre en başarılı filmi oldu. Gerçi yıllardır bağrımıza bastığımız, grubun başı Jim karakterinin madik atması hiç hoşuma gitmemişti ama konumuz bu değil. Serinin ikinci filmi ise dört yıl sonra geldi, bu kez kamera arkasındaki isim John Woo’ydu. Ancak maalesef filmde, etrafta güvercinlerin kanat çırptığı stilize ve abartılı dövüş koreografilerinden başka akılda kalan bir şey yoktu. 2006 tarihli M:I:3 ise aksiyonun dibine vurmakta son derece kararlıydı; böylece bolca patlama, hızlı takipler, uçan tekmeler ve illa ki yüksek binalardan aşağı atlayan bir Tom Cruise izledik.
Mission Impossible Ghost Protocol’de de serinin üçüncü filmindeki formül aynen uygulanmış. Üstelik de dozu arttırılarak. Kremlin’in havaya uçtuğunu ve Ethan’ın dünyanın en yüksek binasına Spider Man misali tırmandığını söylersem ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Peki tüm bu aksiyon sahneleri izleyeni eğlendiriyor mu, heyecanlandırıyor mu, derseniz cevabım evet. Ama şöyle sağlam bir entrika var mı, izlerken beynimizi kullanmak zorunda kalacak mıyız derseniz, cevabım hayır olacak. Aksiyon uğruna senaryo feda edilmiş. Gizli ajan filminde olması gereken zekice entrikalar ya da tuzaklar bekliyorsanız hayal kırıklığına uğrayacaksınız. Bu devirde hala “ABD ve Rusya’yı birbirine düşürüp, nükleer savaş çıkarmak isteyen kötü adam ve onu durdurmaya çalışan kahraman” formülünden başka bir şey akıl edemeyen senaristleri biraz daha yaratıcı olmaya davet ediyorum. Film boyunca arz-ı endam eden karakterler de başka bir alem. Bilgisayar kurdu bir nerd, seksi ajan kontenjanı için bir kadın, gizemli yan karakter ve nükleer silahlara meraklı bir kötü. Şöyle karizmatik, daha ince planları olan esaslı bir villain yaratılamamış. Bir de esas oğlan var işte. Tom Cruise biraz yaşlanmış gözükmesine rağmen film boyunca tazı gibi koşturdu, atladı, zıpladı. Kendisine helal olsun diyoruz.


Peki filmde hiç mi güzel şey yoktu? Dubai’deki kum fırtınası sırasında yaşanan kovalamaca sahnesi gayet başarılıydı hakkını yemeyelim. Ama bana göre filmin en iyileri hemen aşağıda gördüğünüz muhteşem BMW i8 ve Paula Patton’ın üzerindeki yeşil elbisedir.


Sonuç olarak serinin takipçisiyseniz herşeye rağmen yine de gidip izlemenizi öneririm. Eğlenceli ve heyecanlı bir 2 saat geçirmeniz garanti. Benim bu kadar serzenişte bulunmamın nedeni ise televizyon serisine duyduğum nostaljik sevgi. İzlediğimiz, ismi sadece Ghost Protocol olan başka bir aksiyon filmi olsaydı üzerinde durmaya bile gerek olmazdı belki. Ama o ismin başında Mission Impossible geçiyorsa kimse kusura bakmasın daha zekice yazılmış bir senaryosu olan daha kaliteli bir film beklemek kaçınılmaz.



6 yorum:

  1. paula patton > halle berry

    bu da çok zengin bir yorum oldu böylece..

    YanıtlaSil
  2. her tür yorum kabulümdür :)

    YanıtlaSil
  3. Aslında bu bir demokrasi problemi. Ya da aslında problem olan demokrasinin ta kendisi veyahut uygulamasındaki zamanlama hatası ve altyapı eksikliği.

    Mesela, ben sinemada popcorn yemeyi sevmem. Şapur şupur bişey yiyip içenlere de ifrit olurum. Sırf bu yüzden mümkün olduğunca en durgun matineleri tercih ederim. Ama popcorn bu işin vazgeçilmez bir unsuru. Neticede bu bir eğlence sektörü, sinema sanatını severler derneği değil.

    Mission impossible serisinin ilk filmiyle diğerleri arasındaki fark bu bence. İşin kolayına kaçan yapımcılar John Woo çakması ikinci filmin ilk filme nazaran $100 milyon dolar daha fazla hasılat yapmasına ayılıp bayılıp üçüncü filmde -$200 milyon hasılat yaptılar ki filmelerin maliyeti katlanarak devam etti.

    Herhalde en pahalı yapım Ghost Protocol oldu (gerçi filmdeki benim algılayabildiğimi zannettiğim kadarıyla abartılı BMW, Apple ve Dell reklamları iyi para etmiştir) ama muhtemelen ilk filmin -ki neredeyse 15-16 yıl önce çekilmiş- hasılatına ulaşamayacak.

    Yani demem o ki, Allah'ın cezası bu demokrasi kuşatmasında neyse ki elde kalan bir umut peltesi var. Bundan 3-4 sene sonra mevzubahis serinin reboot'larını yapmak isteyecekler belki. İşte o vakit umulur ki, devraldığı Joel Schumacher tecavüzlü Batman enkazını şahlandıran Christoper Nolan bu işe de el atar ve gözümüz gönlümüz şenlenir.

    Sizinkisi güzel yazı benimkisi öylesine yorum.

    yormadı inşallah.

    saygılar....

    YanıtlaSil
  4. Dediğiniz gibi sinema, özellikle de Holywood sineması, çok büyük bir eğlence sektörü. Büyük yatırımlarla büyük prodüksiyonlar çekiyorlar. Karşılığını almak için de gösterişli sahneler, heyecan, aksiyon, gerilim vs. seyircinin ilgisini çekebilecek herşey filme dahil ediliyor. Sıradan sinema seyircinin istediği de bu zaten; aklına değil duygularına hitap eden filmler izlemek. Hal böyle olunca da bizim gibilerin oturduğu yerden eleştirmekten başka bişey yapması da mümkün olmuyor. Ama siz umutlusunuz, umarım haklı çıkarsınız.

    YanıtlaSil
  5. siz umutlu değilsiniz gibi algıladım sanki...?

    YanıtlaSil
  6. çok karamsar olmamakla birlikte fazla da umut beslemiyorum diyelim.

    YanıtlaSil

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...