5 Kasım 2012

Skyfall


Majestelerinin emrindeki süper ajan 007 James Bond 23. kez huzurlarımızda. Skyfall aynı zamanda James Bond’un 50. yılını kutladığı film olma özelliğini de taşıyor. Biz Türkler için bir başka öne çıkan özelliği ise bazı sahnelerin Türkiye’de çekilmiş olması. Bu konuya daha sonra geleceğiz ama önce övgü kısmına geçelim. James Bond serisi Skyfall dahil son üç filmdir, yani Daniel Craig’le birlikte, hikaye yönünden daha sağlam filmlerle karşımıza çıkmakta. Yenilmez, karizmatik ve her daim cool ajanımız James Bond’un insani yönleriyle sunulmasının seriye daha gerçekçi bir tat verdiği tartışılmaz. Örneğin Casino Royal’de (2006) ilk defa aşık olan ve hatta evlilik planları yapan bir Bond vardı. Aynı Bond 2008’de gelen Quantum of Solace’de de ölen aşkının intikamı peşindeydi. Skyfall ise çıtayı bu iki filmin de üzerine taşıyarak oldukça keyifli bir seyirlik ortaya koymuş. Dokunulmaz MI6’in bombalanabildiği, Bond’un patronu M’in kararlarının sorgulandığı, 007’nin çaptan düştüğü bir Bond filmi var karşımızda. Tüm bunların ardında yönetmen Sam Mendes’in payı büyük elbette.
Dünyayı ele geçirmek isteyen ölümüne kötü bir adam, akla zarar aksiyon sahneleri ve uçuk teknolojik oyuncaklar (hangisi olduğunu hatırlamıyorum ama bir tanesinde görünmez olan araba vardı mesela) yok Skyfall’da. Aksine film boyunca sürekli vurgulandığı üzere “eski usule” bir dönüş var. Diyaloglardan bazı sahnelerdeki öldürücü aletlere kadar "old fashioned" havası her yerde. Özellikle Bond’un klasik Aston Martin kullandığı sahne serinin takipçilerini sanıyorum zevkten dört köşe etmiştir. Aksiyon sahneleri, hele hele Şangay’da bir gökdelende geçen dövüş sahnesi oldukça keyifliydi. Türkiye’de Kapalıçarşı’da çekilen sahneler ise –filmle ilgili okuyacağınız diğer yorumlarda da göreceğiniz üzere- hayalkırıklığından başka bir şey olmadı. 


Daniel Craig’in James Bond’u canlandıracağı ilk duyurulduğunda serinin takipçileri muhalefet etmişti hatırlarsanız. Ancak bana göre son üç filmdir soğuk, sert ve karizmatik tarzıyla rolünün üstesinden geliyor. Hatta iki film daha kendisini majestelerinin emrinde izleyebileceğiz. Filmin kötüsü, eski MI6 ajanı Silva rolünde Javier Bardem ise her zamanki gibi formundaydı. Yalnızca, kötü adam rollerini canlandırırken saçlarını tuhaf modellere artık sokmasa iyi olur diye düşünüyorum (bkz. No Country for Old Men). Bond kızları Eve ve Severine rolündeki hanımlar ise filme sadece hoşluk ve boşluk katmaktan başka bir işe yaramadan kendilerine ayrılan süreyi değerlendirmişler. Filmin açılış jeneriği ise Adele’in Skyfall isimli filme özel şarkısıyla şahaneydi, çok sevdim.
Skyfall’un James Bond filmleri arasında en iyiler arasında yer alacağı kesin. Batman serisi Christopher Nolan dokunuşuyla nasıl daha sahici ve başarılı hale geldiyse, James Bond için de aynı girişimlerin başladığını söylemek mümkün. Umarım 24. ve 25. filmlerde de bu ivme devam eder.   

5 yorum:

  1. çok banal filmler izliyorsun.. senden entel olmaz..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haha izlemekle kalmıyor bi de üstüne üstlük beğeniyorum :)

      Sil
  2. Görünmez arabanın olduğu film Die Another Day.
    Araç, Aston Martin V12 Vanquis. Hastasıyım, o bakımdan.

    !!! Arabanın hastasıyım, filmin değil.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. park sorununa kesin çözüm!

      Sil
  3. Açılış jeneriği bence de harikaydı. Bir kere daha oynatsalardı sıkılmazdım.

    Istanbul sahnelerini beğenmedim, çoğu kişi gibi. Aksiyon anlamında iyi fakat Istanbul ve Türkiye'yi Ortadoğu'nun kıytırık bir şehri gibi göstermişler. Boğazdan, yeşillikten vs. bir görüntü görmek isterdim. Film boyunca aynı şeyi yapmış olsalar söz söylemezdim ama mesela Şangay sahnesinden önce herhalde bir 80-90 saniye boyunca şehrin gece ışıltısı izleyip hayran kaldık.

    Daniel Craig'li filmlerde eski usüle dönüşü ben de sevdim. Ne kadar uçuk teknolojik o kadar kötü.

    Bir sahnede Bardem, Craig'e asılmaya başlayınca birazdan öpüşecekler diye bekledim. En büyük hayalkırıklığım da bu oldu. Siyanür kötü alışkanlık. Mazallah, adamı totoroş eder en çenesizinden.

    Testlerdeki "Unsolved childhood issues" bulgusunu nereye bağlayacaklar diye düşünürken kendimizi saçma bir sekilde İskoçya'da bulmamız bence dandik olmuş.

    Bir de Bardem'in ölümü çok basit olmadı mı be abi? Haa arkadan bıçaklamak klasik olarak ingiliz puştuna yakışan bir harekettir ama ne biliyim biraz daha zorlasalarmış keşke. Ya da M, tetiği çekeymiş.

    Neyse, çok laf ettik yine. Güzel filmdi bence de.

    YanıtlaSil

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...