7 Aralık 2010

İntikam Sıcak Yenen Bir Börektir


             İnsanlığın tarihi kadar eskidir intikam, kimi zaman motive edici, kimi  zaman yıkıcıdır. Kinle, nefretle beslenir. Sabır, zeka ve incelikli bir plan gerektirir. Bu özelliklerinden ötürü de sinemanın favori temalarından biri olması kaçınılmazdır. Olay örgüsünde önce yalnız ve gizemli karakterle tanışır, sonra onun trajik geçmişini öğrenir, içimizde filizlenen sempati hisleriyle birlikte onunla özdeşim kurarız. Bu formül alınması gerekli intikamı haklı ve geçerli bir zemine oturtmak için gereklidir. Yakın dönemdeki popüler intikam filmleri arasında Kill Bill Vol 1&2, The Crow, Monte Kristo Kontu, Memento, Gladyatör, İçindeki Yabancı, Dönüş Yok, Bir Zamanlar Meksika’da, Chan-wook Park'ın intikam üçlemesi;  Sympathy For Mr.Vengeance, Oldboy, Sympathy For Lady Vengeance gibi filmleri sayabiliriz. Bu kervana dail olan filmlerden biri de Sweeney Todd: Fleet Sokağı’nın Şeytan Berberi. Filmin sloganı “Asla unutma. Asla affetme.”
Sweeney Todd, Karındeşen Jack’ten sonra Londra’nın ikinci ünlü seri katilidir. Kendisinin 18.yy. Londra’sında gerçekten yaşamış ve 160 kişinin ölümünden sorumlu olduğu iddia edilmektedir. Efsaneye göre, Todd müşterilerinin boğazını berber koltuğunda oturdukları sırada keser ve kanlı cesetlerini de hazırladığı düzenekle aşağıdaki bodruma atar. Cesetler burada Todd’un suç ortağı olan dul Bayan Lovett tarafından parçalanarak etli böreklerin içine konur ve bu enfes börekler halk arasında oldukça popüler olur. Bu tüyler ürpertici hikaye yıllar içerisinde pek çok tiyatro ve müzikale ilham kaynağı oldu. Sinema versiyonu ise Tim Burton gibi bir ustanın elinden çıktı. Sweeney Todd Burton’ın favori oyuncusu Johnny Depp, Bayan Lovett ise Helena Bonham Carter tarafından canlandırıldı.
Müzikalin ve dolayısıyla filmin çıkış noktasına efsaneden farklı olarak bir intikam öyküsü yerleştirilmiştir. 15 yıl aradan sonra Londra’ya geri dönen Benjamin Barker, kendisini haksız yere hapse gönderen ve sonrasında da karısına tecavüz eden Yargıç Turpin’i öldürmek için intikam yemini eder ve Sweeney Todd kimliğine bürünerek Bayan Lovett’ın pastanesinin üzerindeki, eskiden kendine ait olan berber dükkanını tekrar hizmete (?) açar. Ancak yargıçtan alacağı intikam geciktikçe öfkesini diğer insanlara yöneltecektir. Arka planda endüstri devriminin başındaki karanlık ve kasvetli Londra, sınıflar arasındaki derin uçurumu, adaletsizliği, dilencileri, dolandırıcıları, arka sokaklarındaki fakirliği ile çürümüşlüğün kalesi gibidir. Yargıç Turpin de bu kokuşmuş sistemin basit bir üyesinden başka bir şey değildir aslında. Sweeney farkındadır belki de bunun, o yüzden büyük gün gelene kadar aslında O’na göre masum olmayan insanları tek tek öldürecek ve Bayan Lovett’la birlikte böreklere koydukları insan etiyle besleyecektir diğer insanları. “They all deserve to die/Tell you why, Mrs. Lovett, tell you why/Because in all of the whole human race Mrs. Lovett there are two kinds of men and only two/There's the one staying put in his proper place and one with his foot in the other one's face”  Dediğim gibi Sweeney Todd basit bir kişisel intikam hikayesi değildir. Todd’un içi her şeye karşı sadece katıksız bir öfkeyle doludur ve öfkesinin hedefi, Yargıç Turpin’in kendisini işlemediği bir suçtan dolayı hapse gönderebilmesine göz yuman, küçücük bir çocuğu idam sehpasına gönderen, fakirlik, yolsuzluk ve yozlaşma üçgenindeki sistemdir. Ancak bu yıkıcı ve yakıcı nefretinin sonuçta kendisine de dönmesi kaçınılmazdır. Yargıç Turpin’i öldürdükten sonra bile normal hayatına dönebilecek midir, filmin sonunda bunu öğrenemiyoruz ama kişisel görüşüm bunun pek mümkün olmadığı yönünde.
Filmin hiç kuşkusuz tek trajik karakteri Sweeney değildir, Bayan Lovett da en az onun  kadar gizemli ve hüzünlüdür. Sweeney’le suç ortağı olmasının arkasında 15 yıl öncesinden beri ona duyduğu karşılıksız aşk yatmaktadır. Sweeney’den farklı olarak dışa dönük ve pratik zekalıdır. Gözü intikamdan başka bir şey görmeyen Sweeney tarafından umursanmasa da anaç bir tavırla çevresinde pervane olur.
Öyküsünün ve kahramanlarının karanlığıyla paralel olarak renklerden arınmış, neredeyse siyah beyaz bir film izleriz iki saat boyunca. Güneş ışığını gördüğümüz iki sahne vardır; Benjamin Barker ve ailesinin mutlu günlerini gösteren flashback sahnesi ile Bayan Lovett’ın hayal kurduğu sahne. Kasvetli, karanlık ve bol kontrastlı filmdeki tek canlı renk ise Sweeney Todd’un usturasından damlayan, kurbanlarının boğazından fışkıran kanın rengidir; kırmızı. Kanlı sahneler hiç çekinmeden gösterilmiştir, Todd gözünü kırpmadan ortalığı kan gölüne çevirir.
Fiziksel ya da psikolojik özellikleri nedeniyle toplum dışına itilmiş, yalnız, gizemli, acınası karakterlerin öyküsü Tim Burton’ın favori temasıdır. Bu durumda Sweeney Todd’un kamera arkasında onun olması sürpriz değildir. Hatta karanlık ve gotik atmosferler yaratmadaki başarısı düşünülünce başka kim daha uygun olurdu bilemiyorum. Filmi şimdiye kadar izlememiş olanların ve müzikal sevmeyenlerin filmin büyük çoğunluğunu müzikal sahnelerin oluşturduğunu bilmelerinde fayda var, özellikle de en can alıcı diyalogların şarkı eşliğinde yapıldığını göz önüne alırsak. Yine de filmi izleyen herkesin hem görsel hem de işitsel açıdan unutulmaz bir deneyim yaşayacaklarını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

“I can guarantee the closest shave you'll ever know”  

Sweeney Todd

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...