25 Ocak 2011

5 Centimeters per Second

         Bir saniyede beş santimetre: kiraz çiçeklerinin düşüş hızı. Kar taneleri gibi bembeyaz, havada süzülerek saniye başına beş santimetrelik bir yol katediyor sakuralar.

         Adını buradan alan 5 Centimeters per Second'ı en iyi anlatacak kelimeleri seçmem istenseydi bunu yapamazdım. Çünkü izlememiş birisine hikayedeki hüznü, yalnızlığı ve bittiğinde ardında bıraktığı tuhaf melankoliyi anlatmanın herhangi bir yolu bence yok. Ancak başta uyarmak gerek, bir animeden beklediğiniz ve sevdiğiniz şey, anime filmlerinde ya da serilerinde popüler olan ve sık rastlanan fantastik aksiyon öğeleri ise bunları 5 Centimeters per Second’da kesinlikle bulamayacaksınız. Melodram çizgisine yakın, durağan ve duygusal bir animeden bahsediyorum ben.
5 Centimeters per Second’ın bir saatlik süresinde birbiriyle bağlantılı, her biri kısa film tadında üç bölüm yer alıyor: The Chosen Cherry Blossoms, Cosmonaut ve 5 Centimeters per Second. İlk bölümde hikayenin kahramanları Akari (kız) ve Takaki (erkek) ile tanışıyoruz. İlkokul arkadaşı olan bu iki çocuk, Akari’nin ailesiyle başka bir şehre taşınması üzerine arkadaşlıklarını mektuplaşarak sürdürmeye çalışıyor. Takaki kar fırtınasının yaşandığı bir gece gözünü karartıp hoşlandığı Akari’yi son bir kez görmek için trenle yola çıkıyor. 26 dakikalık bu bölümü Takaki’nin gözünden izliyoruz.


21 dakikalık ikinci bölümde ise artık liseye gitmekte olan Takaki hala farklı şehirlerde oldukları Akari’ye e-mail yazmaya devam ediyor, hiçbir zaman göndermediği mailler. Bu arada üçüncü bir kişi olarak Kanae ile tanışıyoruz. Zaten bu bölüm de Takaki’ye platonik olarak aşık olan Kanae’nin gözünden anlatılıyor. Üçüncü ve son bölüm ise toplam 16 dakika sürüyor. Takaki artık meslek sahibi bir genç adam. Bir sevgilisi olmasına rağmen ilk aşkı Akari’yi unutmuş değil. Ve bir gün trenyolu kavşağında yanından genç bir kadın geçiyor.


Bu şekilde anlatıldığında 5 Centimeters per Second’ın hikayesi kulağa belki çok sıradan gelebilir biliyorum. Dediğim gibi izlememiş birisine anlatmak zor ve gereksiz. Ama masalsı kar sahnelerini, Japonya’daki gerçek mekanları birebir animeye kopyalayan yönetmen Makoto Shinkai’nin ustalığını, enfes bir şarkının eşlik ettiği finalini ve hepsinden öte “seni bir kez daha görebilmek için hangi hızda yaşamalıyım?" diye soran Takaki’nin yalnızlığını ve mutsuzluğunu izleyen pek çok kişi kalbinin ortasına gelip oturan ağırlığı hissedecektir. 
 Son olarak aşağıdaki video spoiler içermiyor ancak trailer gibi de değil diyerek küçük bir uyarıda da bulunalım.  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...