17 Ocak 2011

Takva – Bir Adamın Allah Korkusu

Günümüz Türkiye’sinin hassas ve çokça tartışılan bir meselesini ele alan Takva yaklaşık 3 yıl önce gösterime girdiğinde 43. Altın Portakal Film Festivali’nde 9 ödüle, Toronto Film Festivali’nde de Swarovski Kültürel Yenilik Özel Jüri Ödülü’ne layık görülmüştü. Özer Kızıltan’ın ilk uzun metrajlı sinema filmi olan ve başrollerde Erkan Can, Meray Ülgen, Güven Kıraç ve Settar Tanrıöğen'in rol aldığı filmle ilgili tartışmalar elbette çoktan duruldu ancak konusunun popülerliği nedeniyle tekrar masaya yatırmakta sakınca görmüyorum.
İslam terminolojisinde takva; kabaca, korkma, sakınma, Allah korkusuyla günahlardan kaçınma anlamına geliyor. Filmin baş karakteri Muharrem de İslami kurallara sıkı sıkıya bağlı, ibadetini aksatmayan, kendi halinde, mütevazı bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Geleneksel bir ailede ve mahallede yetişmiş olan Muharrem’in hayatını kaplayan ve onu motive eden tek unsur Allah sevgisi ve korkusu. Bu sevgiyi cinselliği bile dışlayarak yaşamayı seçen Muharrem, düzenli olarak zikir törenlerine katıldığı güçlü bir tarikatın şeyhi tarafından tarikat mülklerinin kiralarını toplamakla görevlendirilir. Bu yeni sorumluluk aynı zamanda Muharrem’in dönüşüm sürecinin de başlangıcıdır. Kendine tamamen manevi değerlere dayalı, geleneksel bir dünya kurmuş olan Muharrem önüne konan cep telefonu, bilgisayar, yeni giysiler, şoförlü bir otomobil ile kendisini birdenbire maddi ve modern dünyanın içinde bulur. Değişen sadece kıyafetleri ve kestiği sakalı değil, çevresine sergilediği tavırlardır. Artık tarikatın saygınlığının temsilcisi olarak güç sahibi bir kişidir. Emir alan değil, emir verendir. Tarikatın öğretisi ve uygulamaları arasındaki çelişki sonucu kafası karışmaya başlayan Muharrem’in iç dünyası, çalıştığı yerde rüşvet alınca iyice darmadağın olur. Bir süredir rüyalarında seviştiğini gördüğü kadın da her şeyin üzerine tuz biber ekmektedir.
Takva, siyasal uzantıları karmaşık olan tarikat gerçeğini ele alarak cesur bir adım atmış olmakla birlikte aslında kimseyi kızdırmamaya ya da karşısına almamaya çalışan bir film. Durduğu nokta eleştirel ya da provokatif olmaktan çok uzak. Tarikatların belli bir kesimde ne kadar saygı gördüğü ve aynı kesim üzerinde iktidar sahibi olduğuna işaret ederken şeyh karakteri de bunu destekleyecek şekilde çiziliyor. Ancak öte yandan tarikatın kimi çifte standart uygulamalarını da göstermeden geçmiyor.
Takva’nın üzerinde tartışılan sevişme sahnelerine gelince. Muharrem sık sık rüyasında aynı kadınla seviştiğini görüyor. Hele bu sahnenin filmde ilk defa bir zikir töreni sahnesinden hemen sonra gelmesi oldukça manidar. Böylece zikirdeki kendinden geçme hali ile orgazm birbiriyle ilişkilendirilmiş oluyor. Muharrem cinselliği düşüncelerinden uzak tutmaya çalıştıkça bilinçaltının, rüyalarında harekete geçtiğini görüyoruz. Rüyalarda belirgin olan bir başka şey ise renk seçimi. Diğer sahnelerde İslam’ın rengi yeşilin kullanımına rastlarken rüya sahnelerinde kırmızı, yani tutkunun ve şeytanın rengi hakim oluyor. İlerleyen sahnelerde yeşil renk artık sadece dolar rengi olarak karşımıza çıkıyor.  Kırmızı rengi gördüğümüz son nesne ise Muharrem’in rüyalarında gördüğü kadınla karşılaştığında kadının başındaki örtü. Yani kadının kötü, baştan çıkarıcı şeytanla bağlantısı renkle kurulmak isteniyor. O zaman bu noktada Takva’nın kadın sunumuna da değinme gereği doğuyor.
Filmdeki tek kadın karakter Muharrem’in rüyalarında karşılaştığımız kadın ve onun filmin sonuna doğru şeyhin kızı Hacer’le aynı kişi olduğunu anlıyoruz. Kadının sadece cinsel arzu nesnesi olarak sunumu oldukça belirgin. Tarikatlarda genel olarak babaerkil iktidarın egemen olduğu bilinse de filmde kadının tek işlevinin cinsel tatmin nesnesi olması bana göre rahatsız edici.
Genel olarak filmde hissettirilmeye çalışılan az önce bahsettiğimiz tarafsız duruş çok büyük bir eksik olarak değerlendirilmemeli. Takva Türkiye’nin gündemindeki popüler bir konuyu kendisine fon alarak, Allah sevgisi ile yola çıkmış, o yola hayatını adamış, özünde saf bir adamın nefsiyle mücadelesi sonunda, baş edemediği Allah korkusu karşısında altüst oluşunu net bir şekilde anlatmayı başarıyor. Muharrem’in dediği gibi o sadece iyi bir insan olmak istiyor. Oyunculuğuyla, Replikas imzalı müzikleriyle, sade sinema diliyle dikkate alınması gereken bir film Takva. O halde finali biz de tıpkı film gibi Nazım Hikmet’in aynı şiiriyle yapalım;

Çok alametler belirdi vakit tamamdır
Haram helal oldu, helal haramdır
Kendi kendimizle barışmaktayız gülüm
Ya ölü yıldızlara götüreceğiz hayatı
Ya da dünyamıza inecek ölüm

2 yorum:

  1. ne azap, ne sitem bu yalnızlıktan,
    kime ne, aşılmaz duvar bendedir,
    süslenmiş gemiler geçse açıktan,
    sanırım gittiği diyar bendedir.

    yaram var, havanlar dövemez merhem;
    yüküm var, bulamaz pazarlar dirhem.
    ne çıkar, bir yola düşmemiş gölgem;
    yollar ki, allah'a çıkar, bendedir.

    necip fazıl kısakürek

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. güzel şiir, paylaştığınız için teşekkürler.

      Sil

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...