4 Ağustos 2011

Harry Potter ands Deathly Hallows Part II


        not: Bu yazı filmin sürpriz gelişmelerini ele vermektedir.

İtiraf ediyorum, hiçbir zaman Harry Potter serisinin fanatiği olmadım. Hiçbir kitabını okumadığım gibi serinin 7 filmini de sinemada değil, gösterim tarihinden çok zaman sonra dvd’de seyrettim. Demek istediğim benim için Harry Potter serisi bir sonraki filmi heyecanla beklenen bir seri mertebesinde hiç olmadı. Nedenler muhtelif. Öncelikle sadece bir çocuk filmi olduğu için dudak büktüm. Ayrıca bol efektli, klişelere dayalı, sonu baştan belli gişe canavarlarına -burun kıvırmasam da- her zaman biraz mesafeli durmuşumdur. Ne zaman ki seriye muhteşem insan Gary Oldman katıldı işte o zaman bendeniz Harry Potter filmlerine ilgi duymaya başladım.
Her neyse bu uzun itiraf paragrafından sonra gelelim Harry Potter and the Deathly Hallows Part 2’ya. Bu sefer üşenmedim ve parayı bastırıp sinemada izledim serinin veda filmini. Harry ve kankalarının büyümesine paralel olarak her yeni filmin biraz daha karanlık ve yetişkinlere yönelik olmaya başlamasının da bu kararımda etkisi oldu tabi. Kitaplarını okumadığımı söylemiştim, bu yüzden filmin (ve diğer 7’sinin) kitapla ne kadar benzerlik ya da benzemezlik taşıdığı üzerine fikir yürütmem mümkün değil. Filmi kendi içinde değerlendirdiğimde ise efektlerin göz alıcı, aksiyonun bol ve klişelerin eksiksiz olduğunu söylemek mümkün. Dediğim gibi kitaptan bihaber olduğum için filmin sonunda kim ölecek kim kalacak bilmesem de tahmin etmek zor olmadı. Ama ne yalan söyleyim Harry ve Voldermort arasındaki düellonun daha heyecanlı, daha zorlu, daha çekişmeli daha daha olmasını beklerdim. Hogwarts’ın nerdeyse yerle bir olduğu savaş sahneleri ise (Lord of the Rings kadar olamasa da) bence başarılıydı.  
Filmin ana karakterleri –adeta elimizde büyüdüler- Harry Potter ve kankaları Hermione ile Ron’un ilişkileri bu son filmde nedense bende Kavak Yelleri tadı bıraktı. Biliyorum hiç benzerlik yok ama izlerken aklıma geliverdi işte. Üstelik filmin sonlarına doğru Harry’nin “Voldemort’un ölmesi için önce benim ölmem gerekiyormuş, böyle talihin taa..” minvalindeki açıklamalarına bile adamakıllı tepki vermeyen kankalığı da buradan kınıyorum.  
Söz karakterlerden açılmışken serideki en sevdiğim karakterin (hayır Sirius Black değil) ölmesi ve üstelik pek acıklı bir hikayesinin olması da beni pek duygulandırdı. Son 7 film boyunca kendisinin göründüğü sahneleri daha bir ilgiyle izlemiş ve Voldemort taraftarı olmadığını, aslında gizliden gizliye Harry’i koruduğunu hissetmiştim. Evet, Severus Snape’den bahsediyorum. Böylesine gizemli, karizmatik ve önemli bir büyücünün Voldemort tarafından kolayca harcanması ise çok ağrıma gitti, söylemeden geçemeyeceğim.

Vee son olarak filme dair bahsedilmesi gereken en önemli sahne tabi ki finali. Ama Harry ve Voldermort mücadelesini kastetmiyorum. Her şey bittikten 19 yıl sonrasını gösteren ve hiç göstermemiş olmalarını dilediğim o tren garı sahnesi sizi temin ederim beni sinemadan soğutmaya yetebilirdi. Sen kalk elindeki son moda efektlerle yok ejderhadır, yok ölüm yiyendir, basilisktir yap, ama 4-5 tane ergeni 19 yıl yaşlandırmayı becereme. Olacak iş değil. Bizim Yeşilçam’da bile daha iyisini yapıyorlarmış.
Hollywood çok para getiren bir film serisini daha sonlandırdı, dört gözle sıradakileri bekliyoruz. İster misiniz bundan birkaç sene sonra “Harry Potter’ın Oğlu” diye film yapsınlar J

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...