16 Ocak 2013

The Hobbit: An Unexpected Journey

  
  Orta Dünya'yı özlemişim. Gandalf'ı, Frodo'yu, Elfler'i, Ayrıkvadi'yi, Gollum'u ve hatta leş görünümlü Orkları. Yüzüklerin Efendisi üçlemesinin bitmesinin üzerinden 10 yıl geçti ve bu kadar uzun bir süre sonra serinin benim gibi hayranları için tanıdık diyarlarda, eski ve yeni kahramanların maceralarını izlemek çok büyük bir keyif. Tolkien'in Hobbit'ini okumadım, dolayısıyla filmin bir uyarlama olarak başarılı olup olmadığını tartışacak değilim. Keza Hobbit'i Yüzüklerin Efendisi ile kıyaslamak gibi bir niyetim de yok. Neticede birisi tamamlanmış efsanevi bir üçleme, Hobbit ise yeni başlamış bir serinin ilk basamağı. O halde başlayalım Hobbit'ten bahsetmeye. 
     Film, Yüzük Kardeşliği'yle paralel şekilde aynı yerde ve zamanda, Bilbo Baggins'in doğum günü partisi hazırlıkları sırasında başlıyor. Ancak asıl hikaye LOTR'in 60 yıl öncesinde geçiyor. Frodo'nun Orta Dünya'yı kurtarma misyonunun çok ötesinde bir motivasyonla, macera ve keşfetme arzusuyla pek sevgili Shire'ından ayrılan Bilbo, büyücü Gandalf'la birlikte 13 cücelere eski vatanlarını ejderha Smaug'tan kurtarmak için yardım etmeye çalışıyor. Gerisi bol bol macera ve heyecan elbette. Tabi ki bu beklenmedik yolculuğu keyifli bir seyirliğe dönüştüren sadece aksiyon dozu değil. Çekimlerin gerçekleştirildiği Yeni Zelanda'nın müthiş doğası, bilgisayar efektlerinin geldiği son nokta itibariyle nefesleri kesen görkemli Erebor, yeraltındaki Goblin Krallığı ve taştan devlerin savaşı gerçekten de büyüleyiciydi. Sadece kuyruğunu ve gözlerini görebildiğimiz ejderha Smaug'un tamamı için ise sabırsızlanıyorum.
      Filmin ana kahramanlarının boylu poslu insanlar ya da (adeta) ari ırk Elfler olmaması kimileri için (bkz. Ömür Gedik vb.) bir kusur olarak görülse de Gandalf yanlarında kazulet gibi dikilmediği sürece cüceleri izliyormuşum gibi gelmedi bana. Zaten karizmatik erkek kontenjanını doldurması için bir adet cüce kralımız Thorin vardı. Kendisi yakın zamanda bir Legolas vakasına dönüşebilir zira Richard Armitage'in gerçek hayattaki sakallı hali bana ilk bakışta Sparta kralını anımsattı (bkz). Bilbo Baggins rolündeki Martin Freeman ise The Hitchhiker's Guide to the Galaxy (Otostopçunun Galaksi Rehberi, 2005)'de olduğu gibi sersem sepelek rollere çok yakışıyor.   


    Gelelim eski dostlara.. Gandalf canımız ciğerimiz, hani insan keşke tanısa da başı her sıkıştığında koşsa istiyor. Ian McKellen bu rol için yaratılmış sanki. Aynı şekilde Cate Blanchett de üzerine nur inmiş gibi duran halleriyle Lady Galadriel'de çok karizmatik.  Teknoloji sağ olsun yüzünün her mimiğini görebildiğimiz Gollum ise hala zavallı ama bir o kadar ürkütücü. Kısa bir süreliğine Frodo'yu görmek de çok hoş bir sürprizdi. 
    Efektler süper dememe tekrar gerek var mı bilmiyorum. Aynı şey kostümler ve makyaj için de geçerli. Özellikle cücelerin makyaj ve saç tasarımları okullarda ders olarak okutulabilir, son derece gerçekçi duruyorlardı. 
    Hobbit'in Yüzüklerin Efendisi gibi efsanevi bir konuma gelip gelmeyeceğini görmek için üçlemenin tamamlanmasını, yani 2014'ü beklememiz gerekecek. Şu noktada benim açımdan söylenecek şey Hobbit'in Orta Dünya hasretimizi giderecek, eli yüzü düzgün, keyifli bir fantastik macera filmi olduğudur. Ama kesinlikle iki boyutlu ve orjinal dilde izleyin. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...