not: bu yazı filmin sonuyla ilgili gelişmeleri ele vermektedir.
Sinema da, psikiyatri de insan düşüncesini, duygularını, davranışlarını ve hepsinden önemlisi, insan dürtülerini odak noktası olarak almaktadır. Hayalleri, fantezileri, korkuları, sapkınlıkları, arzuları, üzüntüleriyle anlaşılması çok zor olan insan psikolojisi aslında sinemanın da temel konusudur. Bu açıdan psikiyatri ve sinema birbirini destekler. Usta yönetmen Alfred Hitchcock’un Spellbound (Öldüren Hatıralar, 1945) filmi de iki alan arasındaki bu etkileşimin güzel bir örneğidir. Zaten film başlamadan hemen önce hikayenin psikanalizle ilgili olduğuna dair bir yazıyla karşılaşırız. Hikayenin kahramanları da psikiyatrist ve hastasıdır. Kendisini işine adamış bir psikiyatrist olan Constance Peterson (Ingrid Bergman) soğuk, silik, erkeklerle pek ilişkisi olmayan, cinsel çekiciliğini saklayan bir kadın olarak gösterilmektedir. Çalıştığı kliniğe şef olarak Dr. Anthony Edwardes (Gregory Peck) adında suçluluk psikolojisi üzerinde uzmanlaşmış ünlü bir doktor atanır. Kısa sürede ikisi arasında bir yakınlık başlar. Ancak Constance onun Dr. Edwardes'ın yerine geçmiş, hafızasını yitirmiş biri olduğunu fark eder. Bu gerçeği başkalarının da fark etmesi ve gerçek Dr. Edwardes’ın hiçbir yerde bulunamaması üzerine, bu genç adamın onu öldürüp yerine geçtiğini düşünen polis peşine düşer. Constance, isminin John olduğunu öğrendiği ve âşık olduğu adamla birlikte kaçıp onu üniversiteden hocası olan Dr. Alexander Brulov' un evine getirir. İki doktor John'un rüyalarını yorumlayarak ona geçmişini hatırlamasında ve Dr. Edwardes ile olan ilişkisini bulmasında yardımcı olmaya çalışır. Sonunda John, Dr. Edwardes’ın öldüğü yerde kayak yaparken hafızasını tekrar kazanır ve bu hafıza kaybına neden olan çocukluk travmasını da hatırlar. Çocukluğunda kayarken kazara kardeşinin ölümüne sebep olmuştur ve yine bir kayak sırasında yaşanan ölüm her şeyi unutmasına yol açmıştır.
