Sayfalar

Tim Burton etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tim Burton etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Temmuz 2012

Dark Shadows

     Uzun süredir yolunu gözlediğim Dark Shadows'u gösterime girdiği ilk hafta izledim aslında. Ama yaz rehavetinden ve tembellikten olsa gerek, hakkında bir şeyler yazmam ancak bugünü buldu. Yazıyı ertelememin bir başka nedeni ise film hakkındaki tereddütlerimdi. Tim Burton, hala sevdiğim ve filmlerini kaçırmadığım yönetmenlerden olmaya devam etse de ne yazık ki artık kendisini tekrar etmeye başladığını ve orijinallikten yoksun işler çıkardığını düşünüyorum. Hakkında hiçbir ön bilgim olmadan Dark Shadows’u izlemiş olsaydım ve sonunda “bu filmin yönetmeni kim” diye sorsalardı, hiç düşünmeden “Tim Burton” cevabını verirdim. Bu elbette ki kötü bir şey değil ve çoğu zaman yönetmenin nevi şahsına münhasırlığını gösterir. Ama kendine özgülük ve kendini tekrar arasında ince bir çizgi olduğunu da unutmamak lazım.
Egzantrik karakterler, gotik bir atmoster ve masalvari bir anlatım Tim Burton filmlerinin alamet-i farikası oldu. 60’ların popüler dizisi Dark Shadows’un aynı isimli uyarlaması olan bu filmde de Burton’un favori temalarını bolca görmek mümkün; yani vampirler, hayaletler, cadılar ve kurt adamları. Reddedildiği için cadı Angelique tarafından vampire dönüştürülen Barnabas Collins 200 yıl boyunca bir tabutta kapalı kaldıktan sonra şans eseri serbest kalır ve kendisini 1972 yılında bulur. Kendi evinde kalmakta olan akrabalarıyla birlikte yaşamaya başlayan Barnabas’ın 200 yıllık bir aradan sonra yeni hayat tarzı ve teknolojilere adaptasyon süreci filmin en komik sahnelerini oluşturuyor. McDonald’s ve Alice Cooper esprileri özellikle en akılda kalanlar. 70’li yılların atmosferi ustalıkla yansıtılmış. Dekorasyon, kıyafetler ve müzikler bir o kadar iyi. Müzik demişken açılış sahnesinde birden bire “Nights in White Satin”i duymak bünyeye çok iyi geldi.  
Filmin en unutulmaz sahnesi ise Barnabas ve Angelique arasında geçiyor. İkili arasındaki elektriklenme adeta beyazperdeden taşarak sinema tarihinin en yaratıcı sevişme sahnelerinden birini ortaya çıkarmış. Tabi bunda en büyük pay Johnny Depp ve Eva Green’in müthiş karizmalarına ait. Barnabas’ı Depp’ten başkası oynasaymış kesinlikle olmazmış. Çok yetenekli bir oyuncu olması bir yana, canlandırdığı tüm tuhaf Tim Burton karakterleri (Edward Scissorhands, Ed Wood, Ichabod Crane, Willy Wonka, Sweeney Todd, Mad Hatter) onun sayesinde unutulmaz oldu.  Eva Green ise insanın kanını donduran bakışları ile Camelot dizisindeki “Evil Morgan” rolünden sonra cadı Angelique için de biçilmiş kaftan olduğunu göstermiş. Barnabas tarafından neden reddedildiğini anlamak ise bir hayli güç. 


Hak yemeyelim Dark Shadows’ın oyuncu kadrosundaki diğer isimler de gayet başarılı. Zevce kontenjanından Helena Bonham Carter, hala taş gibi görünen Michelle Pfeiffer (botoxlar sağolsun), sorunlu ergen rolünü biraz abartsa da Chloe Grace Moretz, tekinsiz tipiyle Jackie Earle Haley ve Jonny Le Miller hepsi de rolünün hakkını vermiş. Tabi senaryoda kendilerine ayrılan süre elverdiği kadarıyla. Filmin önemli eksiklerinden biri bu. Barnabas ve Angelique dışındaki tüm karakterler öylesine es geçilmiş ki, herhangi birini çıkarttığınız takdirde filmde hiçbir eksiklik olmaz. Özellikle de Barnabas ve Victoria arasındaki aşkın nasıl filizlendiğini anlamak zor. Ama neticede saf ve kutsal bakire olan masum kızın tercih edilmesi ve cinsel açıdan özgür olanın ise cadı olarak yaftalanması filmlerde sık rastlanılan ve pek de fazla sorgulanmayan bir durum ne de olsa.  
Lafı uzatmayalım, Dark Shadows tüm tahmin edilebilirliğine ve klişelerine rağmen eğlenceli bir film. Evet, Tim Burton’un kesinlikle en iyi filmi değil. Ama pek çoğunun yaptığı gibi yerden yere vurulmayı da hak etmiyor. Bu sıcak havalardan kaçıp klimalı bir salonda vakit öldürmek için ideal bir seçim olabilir. Belki de yönetmenin ihtiyacı olan çözüm artık (ne kadar başarılı olurlarsa olsunlar) Johnny Depp ve Helena Bonham Carter ısrarından vazgeçmesidir. Siz ne dersiniz?

16 Mart 2012

Dark Shadows Trailer

     Daha önce burada Tim Burton'un son filmi Dark Shadows'tan bahsetmiştim. Filmin eğlenceli fragmanı sabırsızlığımı iyice arttırdı. Gösterim tarihi 18 Mayıs, beklemeye devam. 


30 Mayıs 2011

Burton ve Depp'in Yeni Projesi: Dark Shadows

    
        Tim Burton ve Johnny Depp'in yıllardır birlikte harika işlere imza attıkları malumunuz. İkilinin son bombasının ise 60'lı yılların fantastik dizisi Dark Shadows'un sinema uyarlaması olacağını muhtemelen duymayan kalmadı. Bol vampirli, kurt adamlı, zombili, cadılı ve hayaletli bu gotik uyarlama için Burton'dan başkası uygun olur muydu bilmiyorum. Vampir Barnabas Collins'i canlandıracak olan Depp'in rol arkadaşları ise Helene Bonham Carter, Eva Green, Michelle Pfeiffer, Chloe Moretz ve Jackie Earle Haley. Sabırsızlıkla bekliyoruz!

7 Aralık 2010

İntikam Sıcak Yenen Bir Börektir


             İnsanlığın tarihi kadar eskidir intikam, kimi zaman motive edici, kimi  zaman yıkıcıdır. Kinle, nefretle beslenir. Sabır, zeka ve incelikli bir plan gerektirir. Bu özelliklerinden ötürü de sinemanın favori temalarından biri olması kaçınılmazdır. Olay örgüsünde önce yalnız ve gizemli karakterle tanışır, sonra onun trajik geçmişini öğrenir, içimizde filizlenen sempati hisleriyle birlikte onunla özdeşim kurarız. Bu formül alınması gerekli intikamı haklı ve geçerli bir zemine oturtmak için gereklidir. Yakın dönemdeki popüler intikam filmleri arasında Kill Bill Vol 1&2, The Crow, Monte Kristo Kontu, Memento, Gladyatör, İçindeki Yabancı, Dönüş Yok, Bir Zamanlar Meksika’da, Chan-wook Park'ın intikam üçlemesi;  Sympathy For Mr.Vengeance, Oldboy, Sympathy For Lady Vengeance gibi filmleri sayabiliriz. Bu kervana dail olan filmlerden biri de Sweeney Todd: Fleet Sokağı’nın Şeytan Berberi. Filmin sloganı “Asla unutma. Asla affetme.”
Sweeney Todd, Karındeşen Jack’ten sonra Londra’nın ikinci ünlü seri katilidir. Kendisinin 18.yy. Londra’sında gerçekten yaşamış ve 160 kişinin ölümünden sorumlu olduğu iddia edilmektedir. Efsaneye göre, Todd müşterilerinin boğazını berber koltuğunda oturdukları sırada keser ve kanlı cesetlerini de hazırladığı düzenekle aşağıdaki bodruma atar. Cesetler burada Todd’un suç ortağı olan dul Bayan Lovett tarafından parçalanarak etli böreklerin içine konur ve bu enfes börekler halk arasında oldukça popüler olur. Bu tüyler ürpertici hikaye yıllar içerisinde pek çok tiyatro ve müzikale ilham kaynağı oldu. Sinema versiyonu ise Tim Burton gibi bir ustanın elinden çıktı. Sweeney Todd Burton’ın favori oyuncusu Johnny Depp, Bayan Lovett ise Helena Bonham Carter tarafından canlandırıldı.
Müzikalin ve dolayısıyla filmin çıkış noktasına efsaneden farklı olarak bir intikam öyküsü yerleştirilmiştir. 15 yıl aradan sonra Londra’ya geri dönen Benjamin Barker, kendisini haksız yere hapse gönderen ve sonrasında da karısına tecavüz eden Yargıç Turpin’i öldürmek için intikam yemini eder ve Sweeney Todd kimliğine bürünerek Bayan Lovett’ın pastanesinin üzerindeki, eskiden kendine ait olan berber dükkanını tekrar hizmete (?) açar. Ancak yargıçtan alacağı intikam geciktikçe öfkesini diğer insanlara yöneltecektir. Arka planda endüstri devriminin başındaki karanlık ve kasvetli Londra, sınıflar arasındaki derin uçurumu, adaletsizliği, dilencileri, dolandırıcıları, arka sokaklarındaki fakirliği ile çürümüşlüğün kalesi gibidir. Yargıç Turpin de bu kokuşmuş sistemin basit bir üyesinden başka bir şey değildir aslında. Sweeney farkındadır belki de bunun, o yüzden büyük gün gelene kadar aslında O’na göre masum olmayan insanları tek tek öldürecek ve Bayan Lovett’la birlikte böreklere koydukları insan etiyle besleyecektir diğer insanları. “They all deserve to die/Tell you why, Mrs. Lovett, tell you why/Because in all of the whole human race Mrs. Lovett there are two kinds of men and only two/There's the one staying put in his proper place and one with his foot in the other one's face”  Dediğim gibi Sweeney Todd basit bir kişisel intikam hikayesi değildir. Todd’un içi her şeye karşı sadece katıksız bir öfkeyle doludur ve öfkesinin hedefi, Yargıç Turpin’in kendisini işlemediği bir suçtan dolayı hapse gönderebilmesine göz yuman, küçücük bir çocuğu idam sehpasına gönderen, fakirlik, yolsuzluk ve yozlaşma üçgenindeki sistemdir. Ancak bu yıkıcı ve yakıcı nefretinin sonuçta kendisine de dönmesi kaçınılmazdır. Yargıç Turpin’i öldürdükten sonra bile normal hayatına dönebilecek midir, filmin sonunda bunu öğrenemiyoruz ama kişisel görüşüm bunun pek mümkün olmadığı yönünde.
Filmin hiç kuşkusuz tek trajik karakteri Sweeney değildir, Bayan Lovett da en az onun  kadar gizemli ve hüzünlüdür. Sweeney’le suç ortağı olmasının arkasında 15 yıl öncesinden beri ona duyduğu karşılıksız aşk yatmaktadır. Sweeney’den farklı olarak dışa dönük ve pratik zekalıdır. Gözü intikamdan başka bir şey görmeyen Sweeney tarafından umursanmasa da anaç bir tavırla çevresinde pervane olur.
Öyküsünün ve kahramanlarının karanlığıyla paralel olarak renklerden arınmış, neredeyse siyah beyaz bir film izleriz iki saat boyunca. Güneş ışığını gördüğümüz iki sahne vardır; Benjamin Barker ve ailesinin mutlu günlerini gösteren flashback sahnesi ile Bayan Lovett’ın hayal kurduğu sahne. Kasvetli, karanlık ve bol kontrastlı filmdeki tek canlı renk ise Sweeney Todd’un usturasından damlayan, kurbanlarının boğazından fışkıran kanın rengidir; kırmızı. Kanlı sahneler hiç çekinmeden gösterilmiştir, Todd gözünü kırpmadan ortalığı kan gölüne çevirir.
Fiziksel ya da psikolojik özellikleri nedeniyle toplum dışına itilmiş, yalnız, gizemli, acınası karakterlerin öyküsü Tim Burton’ın favori temasıdır. Bu durumda Sweeney Todd’un kamera arkasında onun olması sürpriz değildir. Hatta karanlık ve gotik atmosferler yaratmadaki başarısı düşünülünce başka kim daha uygun olurdu bilemiyorum. Filmi şimdiye kadar izlememiş olanların ve müzikal sevmeyenlerin filmin büyük çoğunluğunu müzikal sahnelerin oluşturduğunu bilmelerinde fayda var, özellikle de en can alıcı diyalogların şarkı eşliğinde yapıldığını göz önüne alırsak. Yine de filmi izleyen herkesin hem görsel hem de işitsel açıdan unutulmaz bir deneyim yaşayacaklarını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

“I can guarantee the closest shave you'll ever know”  

Sweeney Todd

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...