Sayfalar

animasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
animasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Temmuz 2012

Ice Age 4 Continental Drift: Kıtalar Ayrılır Biz Ayrılmayız

    2002 yılından beri maceraları hem küçükler hem de büyükler tarafından takip edilen Ice Age ekibi dördüncü filmleriyle huzurlarımızda. Dışarısı cehennem sıcağını aratmazken, filmin adına yaraşır bir şekilde soğutulmuş buzzz gibi bir salonda hem titreyerek hem de bol bol gülerek izledim filmi. Neyse ki Ice Age serisinin bu son filmi -çoğu seri filmin aksine- her zamanki formundaydı da üşüdüğümü unuttum.
   İzlediyseniz fragmanından da anlaşıldığı üzere filmin açılışında sevimli ve şapşal sincap Scrat'in meşe palamudu sevdası kıtaların ayrılmasını tetikliyor. Kara parçaları birbirinden koparken mamut Manny ailesinden ayrı düşüyor ve ayrılmaz kankaları Diego ve Sid ile okyanusta kayboluyor. Bundan sonrası tahmin edileceği üzere heyecanlı, aksiyonlu, yer yer duygusal ama her seferinde komik olaylarla devam ediyor ve mutlu sona eriyor.   Ama önemli olan zaten filmin sonu değil, 94 dakika boyunca izlediğiniz espriler. Bir de film başlamadan hemen önce gösterilen Simpsonslar'ın küçük kızı Maggie'nin başrolde olduğu 4,5 dakikalık kısa film o kadar eğlenceliydi ki, keşke daha uzun olsaydı diye düşünmeden edemedim. 
      Dördüncü filmin yeni kahramanları da var elbette: Kötü maymun korsan Kaptan Kart, tayfasındaki birbirinden şapşal karakterler, Diego'nun kalbini çalan dişi kaplan Shira ve Sid'in büyükannesi Granny. Filmin orjinalinde Kaptan Kart'ı Game of Thrones'un Tyrion Lannister'ı Peter Dinklage seslendiriyormuş, şahsen bir de ondan dinlemek isterdim. Ama Ali Poyrazoğlu, Haluk Bilginer ve Yekta Kopan'ın yer aldığı Türkçe dublaj da her zamanki gibi son derece başarılıydı. 


     Kimileri bir çocuk filmi deyip burun kıvırabilir ama Ice Age bana göre ilk filmden itibaren yetişkin izleyicilere de hitap etmeyi başardı. Hatta bazı esprileri çocukların değil sadece büyüklerin anlayabileceğini düşünüyorum. Örneğin sincaplar ordusunun Braveheart ve Lord of the Rings göndermesini anlayan çocuk olmamıştır büyük ihtimalle. Filmin çocuklara yönelik mesajı ise ailenin birlik ve beraberliği, dostların sadakati gibi beylik ve standart temalar üzerineydi. Zaten sonunda anlaşılacağı üzere yer yerinden oynasa, kıtalar birbirinden ayrılsa da ailenin ayrılmaz bütünlüğüne zeval gelmesi mümkün olmuyor. Yerseniz :) 
      Son olarak bence biri "biz çeteyiz" minvalinde cümleler kuran Diego'yu uyarsın ya da çevirisinde düzeltsinler. Malum bizim ülkede "çete olmak" pek iyi çağrışımları olan bir durum değil, sonra çocuklarımıza kötü örnek olmasın. 

9 Eylül 2011

Komünist Şirinler'in Kapitalizmle İmtihanı


Küçükken en sevdiğim çizgi filmlerden biriydi The Smurfs ya da Türkçe’ye çevrilen adıyla Şirinler. Minik mavi insanların, mantardan bozma evlerden oluşan, her zaman güneşli köylerindeki maceralarını hiç kaçırmazdım. Her şeye el atmakta hiç gecikmeyen Hollywood’un Şirinler’i sinemaya aktarma projesini duyunca da, zaten animasyon filmleri seven biri olarak, oldukça sevindim.
Scooby-Doo (2002, 2004) ve Beverly Hills Chihuahua (2009) filmlerinin yönetmeni Raja Kosnell’in kamera arkasına geçtiği Şirinler’de How I Met Your Mother’ın sevilen karakterlerinden Barney’i canlandıran Neil Patrick Harris’i izleme ve eğer dublajsız versiyonuna denk gelebilirseniz Şirine’yi seslendiren Katy Perry’i duyma şansı buluyoruz. Ayrıca Gargamel rolündeki Hank Azaria’yı da beğendim doğrusu. Ama hepsini bir kenara bırakmak gerekirse The Smurfs bende çok buruk bir tat bıraktı.
Hepimiz biliriz Şirinler köyünde para yoktur, herkes yeteneğine göre ve herkese yetecek kadar üretime katılır, bu yüzden işbirliği ve yardımlaşma fazlasıyla gelişmiştir. Bu ve benzer özellikleri yüzünden The Smurfs’ün aslında komünist propagandası yaptığı söylenir. Bu düşünceye göre The Smurfs’ün açılımı Socialist Men Under Red Flag’tır ve hatta Şirin Baba kırmızı şapkası ve sakalıyla komünizmin babası Karl Marx’ın temsilidir. Bu argümana katılıp katılmamakta serbestsiniz tabi ama anlaşılan Hollywood’da birileri fena halde inanıyor. İnanıyor ki bizim küçük mavi dostlarımızı kapitalizmin nimetleriyle tanıştırmaya karar vermişler.   

Film, Şirinler’in huzur içinde yaşadığı köylerinde başlıyor. Ancak hain büyücü Gargamel bir türlü rahat durmadığı için, o ve Şirinler arasındaki kovalamaca sırasında tuhaf bir şekilde New York’a ışınlanıyorlar. Böylece The Smurfs’leri temsilen Şirin Baba, Şirine, Sakar, Gözlüklü, Huysuz ile İskoç Şirin (ne alakaysa) ve pek tabi ki peşlerinde Gargamel maceralarına New York’ta devam ediyorlar. Burada manidar olan ışınlandıkları yerin kapitalizmin başkenti diyebileceğimiz New York, hatta tam lokasyon bildirmek gerekirse Times Square olması. Üstelik bir şekilde evlerine sığındıkları ve dost oldukları Grace ve Patrick çiftinin Patrick’i bir reklamcı. Film boyunca gözümüze sokulan Google, Wikipedia, Sony Vaio, Guitar Hero, Hello Kity, Clinique markaları ve Şirine’nin birden fazla elbiseye sahip olabileceğini görüp moda ikonluğuna özenmesi de cabası. Sonuç olarak kendi halinde mutlu mesut yaşayan Şirinler’imiz kapitalizmin ışıltısına ve cazibesine kayıtsız kalamıyorlar: komünizm out, kapitalizm in. Filmin sonunda çok katlı evlerin yükseldiği Şirin köyünün bir daha eskisi gibi olmayacağı kesin. Bütün şirimserliğimi kaybettim, çok üzgünüm.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...